KRİZİN BOYUTU
Yeminli Mali Müşavir- Murat YANPAR
muratyanpar@ttnet.net.tr
Dünyada ekonomik düzen uzun ve kısa dalga boylarında yükseliş ve alçalışlar göstererek sürer. Her yükselişin (boom) sonunda mutlaka aşırı üretim- mal fazlası ile bir durgunluk süreci başlar ve sonunda çöküş (kriz) gelir. Kapitalizmin kaoslarla beslenen yapısı gereği yükseliş ve çöküşler kaçınılmazdır. Her çöküş kaçınılmaz olarak teknolojik yenilikler ve talebin yeniden artması ile yükselişi başlatır. Hiç biri tesadüfen olmayan bu krizlerden kaçıp kurtulmanın bir yolu yoktur.
Ne kadar sayıda insanın servetini ve işini kaybettiği, bazen ülkelerin sınırlarının bile değişmesi krizin boyutuna süresine ve şiddetine bağlıdır.
Ekonomik sistemin bu en temel ve basit prensibini, hayal ticareti yapmayan herhangi bir ekonomistin kitabında kolayca bulmanız mümkündür.
Türkiye’nin 2001 deki tarihinin en tahrip edici krizinden çıkıp hızla yükselişe geçtiği söylenmektedir. Fakat sonuçlarda bir gariplik meydana geliyor. Geçmişte krize giren ve çıkan ülkelerdeki neden sonuç ilişkisi bizdekine pek benzemiyor. En azından ekonomi kitaplarında yazanlara uymuyor. Krize giriş sebebi de krizden çıkış şekli de nev’i şahsına münhasır bir ülkeyiz.
Teknolojik gelişme ve yeni malların imalatı ve tüketimin tekrar canlanması derin krizlerden çıkışın en önemli göstergesidir. Çünkü bu süreç işsizliğin azalmasında çok önemlidir. Türkiye’ye yeni mallar ve yeni teknolojik ürünler gelmiş ve piyasa bu mallara boğulmuştur. Ama bir farkla, üretimle değil ithalat yoluyla. IMF hem teknisyen hem de taze nakit göndererek Türklerin tüketimlerine devam etmesini sağlamıştır.
Bu güne baktığımızda, AB hedefi olarak Tarım nüfusunun Yüzde otuz altıdan yüzde beşe düşürülmesi gibi dev bir hedefe kilitlenildiğinden , eskiden işsiz sayılmayan önemli bir nüfusun göçler sonunda niteliksiz işsiz olarak çığ gibi büyüdüğünü görüyoruz. Tekstil üretimi Çin ve Hindistan ile rekabet edemediğinden dağılma sürecine girmiş bulunmakta olup istihdam artışını negatif etkilemektedir. Eğitim nitelikli ve üretken ara eleman yetiştirmeye odaklı olmadığından, vasıfsız şehir nüfusu da artmakta, harcanılan kaynak boşa gitmekte ve uzun vadeli kalkınma tahminlerini bozmaktadır.
Derin krizden çıkma sürecinin diğer bir bacağı da elde edilen üretim artışının ihracat ile emilmesidir ki üretim hızlı artışına devam edebilsin. Bu süreç bir nevi yaşanmaktadır ama ihracat artışı 2001deki derin krizde Yüzde yüz elliye varan devalüasyonun avantajı ile sürdürüle bilinmiş ve orada da yolun sonuna gelinmiştir. Bütün sektörlerde ihracatın devam edebilmesi için yeniden paranın değerinin düşürülmesi gerektiği feryat edilmektedir. Kuzey Irak’ın pazar olarak sağlayacağı avantaj, ticaretin sınırlı ve kayıt dışı olması ve askeri siyasi risklerden dolayı AB ve ABD nin az gelişmiş ülkelerle ticaretinin yarattığı avantajı sağlamaktan uzak kalmaktadır. Lafı gevelemeden söylemek gerekirse, AB ve ABD nin - ki bu aralar Rusya ‘da buna eklendi - bizi sömürdüğü kadar biz onları sömürememekteyiz. İşsizlerin ve gençliğin eğitim düzeyi, sermayenin yapısı ve kümelenme biçimi KOBİ lerin teknolojik devrim yapmasını engellemektedir.
Sanayiinin klasik yapısını değiştirecek ve teknoloji devrimini yapacak doğrudan yabancı sermaye henüz gelmemiştir ve orta vadede gelme gibi bir niyeti de yoktur. Yabancı sermayeye cazip gelen Finans sektörü işsizliğin azaltılması konusunda her hangi bir rol oynanamamaktadır.
Aslında doğrudan yabancı sermayeden ümit edilen yeni teknolojik yatırımların hemen hemen hepsi işsizliği artırıcı özelliktedir. Yüz işçi çalıştıran bir makineyi atıp yerine yirmi işçi ile çalışan yeni teknolojiye dayalı bir sanayi tesisi İthalat yoluyla geleceği için ülke içinde işsizliği seksen kişi artırmış olacaktır. Krizden çıkışı belirleyen temel ekonomik yasasın çalışabilmesi için yeni makinenin de yurt içinde yapılabilmesi ve boşa çıkan işsizlerin yeni teknolojiler alanında çalışması gerekmektedir. Ama maalesef 1995 Gümrük Birliği anlaşması ile artık Türkiye bir ithalat cennetidir. Ara mallar ve ana yatırım mallarının Türkiye’de yapılması neredeyse imkansız hale gelmiştir..
Bu günlerde küçük mali krizlerden biri başlamış gibi görülüyor. Ama uzun vadede AB Türkiye’den vazgeçemeyeceğine göre, bizim de laik rejimi ve sınırlarımızı ancak AB ile bütünleşerek koruyabileceğimize göre çöküş boyutunda kriz ihtimali uzaktır.Fakat ünlü iktisatçı Keynes’in şu dediğini hep hatırda tutmakta yarar var “ Uzun vadede hepimiz ölmüş olacağız”
Mayıs 2006
Saturday, January 13, 2007
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
No comments:
Post a Comment